.talk4her

müzik dinle klip izle indir resim google yetkinforum video download youtube islamiyet ilahi


    KERBELA OLAYI-dini hikaye

    Paylaş
    avatar
    AsiRuH
    yönetici
    yönetici

    Erkek
    mesaj sayısı : 9861
    Yaş : 30
    İş/meslek : xxxxx
    Kayıt tarihi : 27/09/08

    KERBELA OLAYI-dini hikaye

    Mesaj  AsiRuH Bir Cuma Ocak 16, 2009 4:49 pm

    Yezid, babası tarafından Müslümanların başına halife tayin
    edildiği günden itibaren İslam’ın esası ciddi bir şekilde
    tehlikeye maruz kaldı. Muaviye, Hicretin 95. yılında oğlu Yezid’i
    kendisinden sonra halife olarak tayin etmeye karar verdi. Böyle
    bir işin gerçekleşmesinden emin olmak için kendisi daha
    hayatta iken, oğlu Yezid’e halktan biat almak istedi ve herkesten
    önce kendisi, oğlu Yezid’e biat etti.İbn-i Sa’d,
    Tabakat’ında şöyle yazıyor: Hüseyin bin Ali,
    Yezid’e biat etmeyen şahıslardandı. Sonra şöyle ekliyor:
    Muaviye hicretin 60. yılında öldüğünde oğlu Yezid
    hilafet makamına oturdu, halk da ona biat etti.Sonra Yezid
    Medine’nin hakimine şöyle bir mektup yazdı: “Halkı
    çağırarak onlardan biat al. İlk önce Kureyiş’in
    büyüklerinden başla; onların ilki de Hüseyin bin Ali
    olsun.”Medine’nin hakimi, İmam Hüseyin’den biat
    almak isteyince, İmam Hüseyin (a.s) cevabında şöyle
    buyurdular:“Biz, nübüvvet Ehl-i Beyt’i ve risalet
    madeniyiz. Yezid ise fasık, şarap içen ve adam öldüren
    birisidir. Benim gibi birisi onun gibi bir kimseye biat etmez...İmam
    (a.s) başka bir sözünde de şöyle buyuruyor: “Artık
    İslam’la vedalaşmak gerekir; çünkü ümmet
    Yezit gibi bir yöneticiye duçar olmuştur
    ...”Mes’udî şöyle yazıyor: Yezit, ayyaş birisi
    idi; köpek, maymun ve avcı kuşları besliyordu; içki
    içiyordu ... Onun zamanında, Mekke ve Medine’de şarkı ve
    ğina yaygınlaşmış, halk açıkça içki içmeye
    başlamıştı.Onun halka karşı davranışları hakkında da şöyle
    yazıyor: Firavun, halkın işi hususunda ondan daha adil, yakın ve uzak
    insanlar hakkında ise ondan daha insaflı idi.* * *İmam Hüseyin
    (a.s), Medine’nin ortamını karışık görünce, o şehirde
    kalmayı câiz bilmeyip hicretin 60. yılı Recep ayının sonuna iki
    gün kala; pazar günü ailesi ve dostlarıyla birlikte
    Mekke’ye doğru hareket etti.İmam Hüseyin (a.s), hareketinin
    hedefini, kardeşi Muhammet bin Haneffiye’ye yazdığı bir vasiyette
    şöyle açıklamıştır: “...Ben azgınlık, makam, fesat ve
    zulüm yapmak için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddimin
    ümmetini ıslah etmek, iyiliği emretmek kötülükten
    sakındırmak, ceddim Resulullah (s.a.a) ve babam Ali bin Ebi
    Talib’in yolunda gitmek için o şehirden
    ayrıldım...”İmam Hüseyin (a.s), Şaban ayının
    üçüncü gününün Cuma akşamı (yani
    beş gün sonra) Mekke-i Mükerreme'ye vardı.* * *Kufe halkı,
    Muaviye’nin ölümünü ve İmam Hüseyin
    (a.s)’ın Yezid’e biat etmekten kaçındığını
    öğrendiklerinde pek çok mektuplar yazıp imzalayarak İmam
    Hüseyin’i Kufe’ye davet ettiler.Onlar mektuplarında
    İmam (a.s)’a şöyle yazdılar: “Biz senin yolunu
    bekliyoruz, kimseye biat etmemişiz, senin yolunda can vermeye hazırız,
    senin için onların Cuma ve cemaat namazlarına
    katılmıyoruz.”İmam Hüseyin (a.s), Kufe halkının isteklerine
    olumlu cevap vererek, Ramazan ayının yarısında, Muslim bin Akil’i
    Kufe’ye gönderdi. Muslim’i Kufeye gönderdiğinde
    ona şöyle buyurdu: “Kufe halkının yanına git, eğer
    yazdıkları doğru olursa, sana kavuşmamız için bize haber
    gönder.”Muslim, Şevval ayının beşinci günü
    Kufe’ye vardı. Onun Kufe’ye gelme haberi, şehirde yayılınca
    on iki bin kişi, diğer bir görüşe göre ise on sekiz bin
    kişi onun vasıtasıyla İmam Hüseyin (a.s)’a biat ettiler. O
    bu durumu İmam Hüseyin’e bildirerek İmam’ın
    Kufe’ye gelmesini istedi.Kufe’de yaşanan olayların haberi
    Yezid’e ulaşınca, Yezid ilk etapta Kufe’nin hakimi olan
    Numan bin Beşiri azledip Ubeydullah Bin Ziyad’ı onun yerine atadı
    ve Muslim bin Akil’i yakalatıp öldürülmesini
    emretti. Diğer taraftan da, İmam Hüseyin (a.s)’ı,
    Mekke’de gafil avlayıp öldürmek için kendi
    adamlarını seferber etti.İmam Hüseyin (a.s) bu komplodan haberdar
    olunca, Allah(c.c.)'ın evi Kabe'nin kutsiyet ve hürmetini korumak
    için, hac amellerini aceleyle bitirip, hicretin 60. yılı
    Zilhicce ayının sekizinci günü Mekke’den ayrılarak
    Irak’a doğru hareket etti.İbn-i Abbas, Kerbela vakıasından sonra
    bir mektubunda şöyle yazıyor: “Şunu hiçbir zaman
    unutmayacağım ki, sen Hüseyin bin Ali’yi Peygamberin
    hareminden (Medine’den) Allah’ın haremine (Mekke’ye)
    sürdün, orada da onu gafil avlayıp öldürmek
    için, bazı adamlarını gizlice gönderdin. Sonra onu
    Allah’ın hareminden Kufe’ye sürdün. Hz.
    Hüseyin, Batha’nın (Mekke’nin) en aziz insanı olmasına
    rağmen üzgün bir şekilde Mekke’den ayrıldı. Eğer
    Mekke’de kalarak orada kan dökülmesini isteseydi, Mekke
    ve Medine halkının tümünden daha çok taraftarı olurdu.
    Ama o, Allah’ın evi ve Rasulullah’ın hareminin saygınlık ve
    ihtiramını korudu; ama sen onların hürmetini ve saygınlığını
    korumadın. Çünkü sen, haremde onunla savaşmak
    için bazı adamlarını Mekke’ye
    gönderdin.”Ubeydullah, Muslim bin Akil’i ve ona
    sığınak veren Hani bin Urve’yi Kufe’de yakalayıp feci bir
    şekilde şehit etti.Ubeydullah, İmam Hüseyin (a.s)’ın
    Kufe’ye geldiğini öğrenince, İmam’ın ordusunu
    gözetimi altında tutmak için, Hür bin Yezid-i
    Riyahi’nin komutasında bir orduyu “Kadisiyye”
    bölgesine gönderdi. Hür Bin Yezid, “Şeraf”
    denilen bir bölgede İmam Hüseyin (a.s)’la karşılaştı,
    aralarında bazı konuşmalar geçti. İmam (a.s), iki hurcun (heybe)
    dolusu olan Kufe’lilerin mektuplarını Hür bin Yezid’e
    gösterdi ve onların kendisini davet ettiklerini söyledi.
    Sonra kendi yoluna devam etti...Hicretin 61. yılı Muharrem ayının
    ikinci günü “Neyneva” bölgesine vardılar. Bu
    bölgede oldukları vakit İbn-i Ziyad’ın elçisi,
    Hür bin Yezid’e bir mektup getirdi. Mektubun içeriği
    söyle idi: “Bu mektubum sana ulaşır ulaşmaz ve elçim
    senin yanına gelir gelmez, Hüseyin’i baskı altına al ve onu
    sığınak ve suyu olmayan bir çöle sür.”Hür
    bin Yezid, İbn-i Ziyad’ın emri doğrultusunda İmam Hüseyin
    (a.s)’ın kafilesini “Kerbela” denilen bölgede
    durdurdu. Ertesi gün Ubeydullah bin Ziyad’ın elçisi
    olan Ömer Bin Sa’d da dört bin savaşçıyla
    Kerbela’ya geldi.Şunu hatırlatmak gerekir ki, Hür bin Yezid,
    İmam Hüseyin’nin şahadetinden önce kendi yaptığından
    pişman olup tövbe etti ve İmam (a.s)’ı savunmak üzere
    şahadete erişti.Ömer bin Sa’d, Aşura gününe
    üç gün kala, İmam Hüseyin (a.s)’ın
    kafilesinin suya ulaşmaması için beş yüz süvariyi
    Fırat nehrini korumaları için görevlendirdi.Muharrem ayının
    dokuzuncu günü (Tasuâ), İmam Hüseyin (a.s) ve
    ashabı, kamil bir şekilde düşman tarafından ablukaya alındılar;
    öyle ki düşman, İmam (a.s)’ın yardımına hiç
    kimsenin gelmeyeceğine emin olmuştu.Tasua akşamı, düşman
    tarafından savaşın başlaması için saldırı emri verildi. İmam
    Hüseyin (a.s), düşmanın hareketini görünce kardeşi
    Abbas Bin Ali’ye şöyle buyurdu:“Kardeşim, -canım sana
    feda olsun- atına bin de onlara doğru git ve onlara; Sizin amacınız ne,
    ne yapmak istiyorsunuz? diye sor.”İmam Hüseyin
    (a.s)’ın kardeşi Hz. Abbas, onlarla görüşüp
    konuştu. Sonuçta saldırıyı yarına ertelemeyi kabul ettiler.* *
    *Nihayet “Aşura” günü yetişti... Ömer bin
    Sa’d, otuz bin savaşçıyla saldırıyı başlattı. Otuz iki
    süvari ve kırk piyadeden oluşan İmam Hüseyin (a.s)’ın
    ordusu, onların saldırıları karşısında korkusuzca direnip,
    yiğitçe savaştılar; hem şehit verdiler ve hem de onlardan
    öldürdüler. İmam (a.s)’ın yaranlarından kim şehit
    oluyorduysa yeri boş kalıyordu, ama düşmanın ordusundan bir kişi
    öldüğünde yerini hemen başka birisi dolduruyordu.İmam
    Hüseyin (a.s)’ın ashabının hepsi şehit olunca, sıra İmam
    (a.s)’ın kendi ailesine geldi. Çünkü İmamın
    ashabı, biz yaşadıkçasizin ailenizin savaş meydanına gitmesini
    kabullenemeyiz, diye İmamın ailesinin meydana gitmesini
    engellemişlerdi. Onlardan savaş meydanına ilk ayak basan İmamın aziz
    oğlu Ali Ekber oldu. Ondan sonra, İmam Ali (a.s)nin, İmam Hasan
    (a.s)ın, Cafer-i Tayyarın ve Akil’in evlatları savaş meydanına
    çıktılar, yiğitçe savaştıktan sonra onlar da şahadet
    şerbetini içtiler. Hz. Abbas Bin Ali (a.s) de savaşarak İmam
    Hüseyin’in evlatlarına su getirmek için gayret
    gösterdiği bir sırada, düşmanın kalleşçe saldırısı
    neticesinde, canını İmam Hüseyin (a.s)'in yolunda feda
    etti.“Aşura” gününün en hassas zamanı,
    Peygamber’in ciğer paresi ve Zehra’nın aziz oğlunun
    yardımcısız kaldığı zaman idi. Düşman ordusu, İmam’ı yalnız
    gördüğü için her taraftan ona
    saldırıyordu...“Aşura” günü orada bulunan Haccac
    bin Abdullah şöyle diyor: Allah’a ant olsun ki, oğlu,
    kardeşi, kardeş oğulları, akrabaları ve yaranları öldüğü
    halde onun (İmam Hüseyin) gibi direnişli, sebatlı, şecaatli ve
    yiğit birisini ben görmedim. Allah’a ant olsun ki ondan
    önce ve ondan sonra onun gibi birisini görmedim. İmam
    Hüseyin (a.s) düşman ordusuna saldırdığında, kurt korkusuyla
    dağılan keçiler gibi, İmam’ın sağ ve solundan öylece
    kaçıyorlardı... Allah’a ant olsun ki, Fatıma’nın
    kızı Zeynep, İmam’a taraf yaklaştı... Bu esnada Ömer bin
    Sa’d da İmam’ın yanına yaklaşmıştı, Zeynep, İbn-i
    Sa’d’a hitaben şöyle dedi: “Ebu Abdullah
    (İmam’ın künyesi) öldürülüyorken sen
    seyrediyor musun?!”Devamında şöyle diyor: Ömer bin
    Sa’d’ın göz yaşlarının yüzüne ve sakalına
    aktığını ve Zeynep’ten yüz çevirdiğini adeta
    görür gibiyim ... Nihayet İmam Hüseyin (a.s) da o
    zalimlerin eliyle feci bir şekilde şehit edildi.

      Forum Saati Ptsi Ara. 10, 2018 12:38 am